Sitemizde bulunan her reklam, onu tasvip ediyoruz anlamına gelmemektedir. Site formatına uymayan reklamlar, bildirmeniz halinde engellenecektir.

Tasavvuf açısından zikir esnasında ağlamanın hükmü

Halis ECE

“Bir şahsın, ism-i Mevlâ zikredildiği vakit yüzünü yerlere sürmesi, gözlerinden yaşlar akıtması iyi değildir.

"Onun bu hâli, nefsinin harûn edilmiş olduğuna (azgınlığına, inatçılık ve huysuzluğuna, doğru gitmediğine), yahut gizli bir sûrette vucûd(1) ve enâiyet(2)le helâk kılındığına delildir.

“Eğer bu hâl ve tavır lâzım ise (mutlaka ağlamak istiyorsa), onu cevf-i leylde (gecenin ortasında) karanlık ve yalnız bir mekânda, Allâh’tan mâada hiç bir ferdin huzûr ve ıttılâı bulunmayan (kimsenin görüp duymadığı) yerde yapmak muvâfıktır.

“Böyle bir şahsın etvâr-ı mezkûresini istihsân (anlatılan bu tavırlarını, zikir esnasındaki ağlayıp sızlamalarını hoş ve güzel görmek), büyük günah ve vebâl teşkil eder. Bu gibi ahvâle şâhid olmaktan kaçınınız, hazer ediniz (sakınınız)!” (3)


DİPNOTLAR
(1) Vucûd, varlık demektir. Tasavvufta, insanın kendinde bir varlık görmesi, yani kibir mânâsınadır ki, kula yakışmaz. Nitekim Arapça bir şiirde mealen, “Senin vucûdun öyle bir günahtır ki, başka hiçbir günah onunla mukayese edilemez” denilmiştir. Zira hakiki varlık, Cenâb-ı Hakk’ın varlığıdır.
(2) Enâiyet veya enâniyet, kişinin “ben” demesidir. Tasavvufta, insanın nefsine varlık tanıması, her şeyi kendisine bağlayıp dayandırmasıdır. “Ben yaptım, ben ettim, ben şuyum, ben buyum...” gibi ki, çok kötü, çok çirkin ve pek tehlikeli bir huydur.
(3) Salâhuddîn ibn Mevlânâ Sirâcüddîn, a.g.e, s. 130.

Son Eklelen Makaleler

Nehcul Belaganın Sıh…

Tıklanma:55

Nehcul Belaganın Sıh...

Okuyucu Potansiyeli

Bugün:857
Dün:1175
Bu hafta:4351
Bu ay:19144
Şimdiye kadar:336939
Tüm okunma sayısı:
1762848