Sitemizde bulunan her reklam, onu tasvip ediyoruz anlamına gelmemektedir. Site formatına uymayan reklamlar, bildirmeniz halinde engellenecektir.

Takke takmak

 

S.a hocam. takke takmanın faydaları nelerder? wc ye girerken dahi giymekte sakınca var mıdır? peygamber efendimiz neden takke giymemizi tavsiye etmiştir? takke takarken alın kısmında saçların gözükmesinde bir mahsur var mıdır? cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim. selam ve dua ile

 

*******

Ve aleyküm selam.

Sorularınızı madde madde değerlendirip cevaplamaya çalışalım.

1- takke takmanın faydaları nelerder?

Takke takmanın faydası, başı aşırı sıcaktan ve soğuktan korur. Nitekim bu maksatla giyilen şapkaya bile fetvalarında cevaz vermiştir âlimlerimiz. [Bkz. Fitâvâ-yı Ali Efendi] 

Ayrıca Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) başına takke giymeyi ve sarık sarmayı ihmal etmemiştir. Bu sünnete uyma niyetiyle yapıldığı takdirde ayrıca sevap kazanmaya vesiledir. Lakin baş açık olduğu zamanlar da olmuştur. Mesela ihramda iken başına takke ve sarık koymamıştır.

***

2- wc ye girerken dahi giymekte sakınca var mıdır?

Tuvalete girerken başta takke bulundurmanın sakıncası bir yana, bu iş ayrıca âdaptandır, sünnettir.

Bir hadis-i şerifte “def’-i hacet zamanında örtününüz” diye buyurulmuştur. [Neylü’l-Evtar, 1, 74]

Fıkıh kitaplarında de, “tuvalet esnasında başı örtmenin bir edep olduğu” belirtilmektedir. [Bkz. ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1, 203]

Nitekim Sıddîk-ı Ekber Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Allah Teala’dan gereği gibi haya etmelisiniz. Bilesiniz ki; ben helaya çıktığımda, Allah’a karşı duyduğum hayadan ötürü başımı örterim.” [el-Muttaki, Alaeddin Ali, Kenzu’l-Ummal, Hadis no: 8518]

***

3- peygamber efendimiz neden takke giymemizi tavsiye etmiştir?

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki: "Müşriklerle aramızdaki fark, kalensüvenin üzerine sardığımız sarıktır." [Tirmiz, Libâs, 42]

Bununla birlikte gelen rivayetlerden anlıyoruz ki, Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) kalensüvenin (başlık, takke) üzerine sarığı sarıp kullandığı gibi, sarıksız kalensüveyi ve kalensüvesiz sarığı da kullanmıştır. [eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, Beyrut, yyy., II, 108]

Bu rivâyete göre, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) sarık sarmaya önem vermiştir. Hele ki namazda… Takkeyi de şumûlüne (kapsamına) alan kalensüveyi hem sarıklı hem de sarıksız olarak kullandığı olmuştur.

Anlayabildiğimiz kadarıyla tavsiyelerinin sebebi; yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, aşırı sıcaktan-soğuktan korumak ve müşriklere benzememek  hikmetine mebnidir. Tabii ki başka sebep ve himetleri de olabilir.

***

4- takke takarken alın kısmında saçların gözükmesinde bir mahsur var mıdır?

Mahsur değil ama “mahzur” vardır, zira âdâba uygun değildir. Erkeğin alnı açık olur, bizim örf ve âdetlerimizde…

***

Bu mevzuya taalluk eden diğer bazı meseleler hakkında da detaylı bilgi için, mollacami sitesi sorular-cevaplar kısmında bir okuyucuya verdiğimiz aşağıdaki cevabı da okumanızı tavsiye ederim.

Takke-sarık

Baş açık namaz kılmak mekruh mu baş açık gezmek mekruh mu arabistan sıcak olduğu için örtüyor olamaz mı efendimiz sünnet olan sarığı takke üzerine sarmak mı takkesiz sarık sarıksız takke olmaz mı olursa biat mı?

Baş, erkeğe nisbetle avret sayılmadığı için başı açık olarak kılınan namaz mekruh olmakla birlikte geçerlidir. Kerahetten kutulmak için yapılması gereken, takke ile kılmaktır. Sarıkla kılmak ise, daha faziletli bir sünnettir. Nitekim Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), "Sarıkla kılınan iki rek’at namaz, sarıksız olarak kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır" [Tâcu’l-Usûl, 1, 169] buyurmuştur.

Ayrıca sarılan sarığın bir ucunu sırtının/iki küreğinin ortasına gelecek şekilde ve bir arşın uzunlukta sarkıtmak (taylesan) da sarıkla ilgili bir sünnettir. [Bkz. Mehmed Emre, Fetvalar, 1, 620]

***

Baş açık gezme meselesine gelince…

“Mecelle Şerhi”ndeki, “Dilsizin ve körün şahitliği kabul edilemez” maddesinde şöyle zikredilmiştir: “Şahsiyeti zedeleyen işler yapan kişinin şâhitliği, imamların görüş birliğiyle kabul edilmez. Velev ki bu işler haram olmasın!”

Meselâ toplantılara uygun olmayan kıyafetle katılmanın, insanların yanında ayak uzatmanın ve baş açmanın âdete muhâlif ve edepsizlik sayıldığı yerlerde baş açık bulunmak… Yollarda insanların gözü önünde yemek yemek ve idrar yapmak… Kendisini küçümsetecek derecede aşırı şakacılık… Bayağı insanlarla birliktelik… İnsanları küçümsemek ve sokaklarda bağırmak gibi fiiller dînen haram değilse de, şer’î mahkemelerde bunları yapanların şâhitliği kabul edilmezdi! [Bkz. Rûhu’l-Furkan Tefsiri, 13, 333-334]

Demek ki dışarıda baş açık ya da kapalı gezmenin hükmü, içinde bulunduğumuz-yaşadığımız toplumun âdetiyle alakalı bir durum. Mutlak manada olmadığı gibi, coğrafi şartlara da bağlı değil. Ona göre değerlendirmek gerekiyor. Günümüz şartları, âdet ve uygulamaları ise malum; pek çok farklılıkları içinde barındırmaktadır.

***

Velhasıl; erkeklerde başı örtülü bulundurmak kadınlar gibi farz değildir. Bu itibarla erkek, bulunduğu muhitin örfüne-âdetine, alışkanlığına göre hareket eder. Şayet toplum genelde başı açık geziyorsa, kişinin sıhhî bakımdan bir sıkıntısı da yoksa o da başı açık gezebilir.

Ancak toplum, başı açık gezmeyi bir şımarıklık, saygısızlık ve serkeşlik mânâsında anlıyorsa, öyle gezmeyip başına, küfür işareti sayılmayan birşey örterek dolaşmasında maslahat vardır. Böylesi daha uygun ve faydalı olur.

Hanımların durumu ise erkekler gibi değildir. Dinimizce kadınların başları avret sayılır, yâni vücutlarının örtülmesi farz olan kısımındandır. Bu bakımdan imanı sağlam, itaatlı bir hanımefendi, dışarıda, çarşı-pazarda başı açık gezemez… Hem Allah’tan korkar, hem meleklerden-ruhanilerden utanır, hem de yabancı erkeklerden-gözlerden kendini sakınır.

Ancak evi içinde yabancı erkeğin bulunmadığı anda başı açık bulunmalarına müsaade vardır. Zira dört duvar arasında kendisini gören nâmahrem erkek yoktur. Varsa onun yanında da örtülü bulunması farz olur.

Nikâh düşecek erkekler yabancı erkeklerden sayılır. Yanında baş açılmaz. Bununla beraber, evindeki melekleri-ruhanileri kaçırmak istemeyen hanımefendiler, evlerinde de başı örtülü bulunmaya gayret etmeli, açık başla bulunmaya alışmamalıdır. Zaten mesele alışmaktan ibarettir. Başını örtülü bulundurmaya alışan bir hanımefendi, daha sonra açık bulundurmaktan rahatsız olur; şeytanların seveceği giyimden uzak kalır, meleklerin beğeneceği tesettürde huzur bulur.

Demek ki, fetvada evde başını açık bulundurabilse de, takvâda evinde dahi tesettürlü bulunması tavsiyeye şayandır; melekleri-ruhanileri de memnun etmiş olur. [Bkz. Fetâvây-ı Hindiyye ve sair fıkhî eserler]

***

Namazda başı açık bulundurma ile alakalı olarak, Ömer Nasuhi Bilmen merhum, meşhur eseri Büyük İslam İlmihali”nin Namazın Mekruhları bahsinde şu açıklamalara yer vermiştir:

“Namazda tenbellikten ve gevşeklikten dolayı başı açık bulundurmak mekruhtur.

Tenbellikten maksad, baş örtmeyi bir ağırlık saymaktır.

Gevşeklikten maksad da, namazda baş örtmeyi önemsememektir.

Halbuki bu bir sünnettir. Böyle olmayıp da özürden dolayı olursa, başın açık bulunmasında bir kerahet yoktur.

Sadece sıcaktan veya hafiflemekten dolayı başı açık bırakmak ise, mekruh görülmüştür, bu bir özür sayılmaz.

Bir de namazda tevazu ve huşû maksadı ile başı açık bırakmakta bir kerahet yoktur, denilmiştir. Bununla beraber deniliyor ki, tevazu ve huşû, bir kalb işidir. O halde kalb ile tevazu ve huşûda bulunup başı örtmek daha iyidir. Yine denebilir ki, tevazu ve huşû maksadı ile başı açık bırakmak, kalbdeki tevazu ve teslimiyetin bir dış görüntüsüdür. Bunun için iyidir. Şu kadar var ki, namaza başlarken sadece tevazu ve huşû maksadı ile başları açık bırakacak kimseler pek az bulunur.

Şunu da ilâve edelim; biz namazlarımızı Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kıldığı gibi kılmakla emrolunmuşuz. Çünkü o bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuştur: "Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız siz de öyle namaz kılın."

Efendimiz (s.a.v.) ise, namazlarını mübarek başları örtülü olarak kılmışlardır. Bu bir âdet işi değildir. Doğrusu, namazda Sevgili Peygamberimizin uyguladığı sünnete uymak ve başkalarına benzemekten sakınmak meselesidir.

İhramda başların açık bulundurulması başka bir hikmete bağlıdır. O, mahşer hayatının bir örneğidir. Namaz buna kıyas edilmez. İbadetlerde kıyas geçerli olmaz. Artık gerçek bir özür bulunmadıkça, başı güzel bir şekilde secdeye engel olmayan bir giysi ile örtmenin daha faziletli olduğu kesindir. Öyle ki, secde esnasında baştan düşen bir giysiyi amel-i kalîl (tek el) ile başa yerleştirmek faziletli görülmüştür. Fakat iki elle yani amel-i kesîr (çok hareket) ile yapılmaz.

Bu mevzuda kerahet ve fazilet erkeklere göredir.

Kadınlara göre ise, başlarının namazda örtülü olması her halde şarttır. Başlarının açık bulunması, namazlarını bozar. Bu husus, temel fıkıh kitablarımızın bir çoğunda, özellikle "Bahr-i Raik" ile "Reddü'l-Muhtar"da ayrıntılı bir şekilde kaydedilmiştir.”

 

Son Eklelen Makaleler

Sıla-i rahm / akraba…

Tıklanma:70

Selamün aleyküm Ab...

Okuyucu Potansiyeli

Bugün:274
Dün:1343
Bu hafta:6306
Bu ay:21099
Şimdiye kadar:338894
Tüm okunma sayısı:
1770753