hocam hayırlı günler nikahı kıyılan kişi adetli ise nikahı kıyılırmı birde adetli kadın şahitlik yapabilirmi. murat kansu

*******

Hayırlı günler.

1- Kadın âdetli iken nikâhı kıyılır mı?”

Kadınların âdet hâli, birtakım hususları yerine getirmelerine mâni olmakla beraber, bunun nikâhla bir alâkası yoktur. Fıkıhta, nikâhın sahih olmasının şartları arasında böyle bir hüküm mevcut değildir. Kadının iddet bekliyor olması dışında hangi hâlde olursa olsun, nikâhı sahihtir / geçerlidir. Yani âdetli iken yapılan bir nikâh da makbuldür.

Ancak âdetli iken cinsî yakınlıkta bulunmak haramdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “(Rasûlüm)! Sana kadınların ay hâlinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay hâlinde oldukları zaman kadınlar(ınızla cinsî yakınlık)dan çekilin (uzak durun) ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın (münasebette bulunmayın). İyice temizlendikleri zaman ise Allah'ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın. Muhakkak ki Allah, çok tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever.”  [Bakara suresi, 222]

Buna göre âdetli halde bulunan bir kadına nikâh kıyılabilir; ancak, temizleninceye kadar onunla cinsî münasebette bulunulamaz. [Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 132; el-Mevsılî, el-İhtiyar, İstanbul, yyy., I, 26-28]

Hâsılı, ülkemizin bazı yörelerinde, "Hayızlı iken nikâh olmaz" inancı ve böyle bir kabulleniş varsa da, bu söz hüküm olarak yanlış olmakla beraber, şöyle bir iyi niyete de işaret ediyor olabilir: Evliliğe kadar olan hayatlarını tertemiz geçiren karı-koca adaylarının zifaf geceleri önemlidir. Zifaf gecesi de genellikle nikâhın kıyıldığı günün akşamına rastlar. O anda kadının âdetli olması, ya ömür boyu sürecek bir tiksintiye veya yeni kurulan âilenin temellerine soğukluğun girmesine yahut bu temellerin daha ilk günden bir haram ilişki üzerine kurulmasına sebep olabilir. Dolayısiyle nikâh-düğün gibi hususlar, imkân nisbetinde kadının âdetli zamanına denk getirilmemelidir. Muhtemelen "Hayızlı iken nikâh olmaz" söylentisi de buradan çıkmış olabilir. Yani bu sözün işaret ettiği bir gerçek vardır, ama hüküm olarak doğru değildir. Din-i Mübîn-i İslâm isimli eserde bu açıklamalarımızı teyid eden şu kayda rastlamaktayız: ‘… dini bir vazife olduğundan, cünüp, hayız ve nifas hal­lerinde nikâh yapmak tahrîmen mekruhtur.’ [M. İhsan Oğuz, a.g.e., İstanbul, 1975, sh. 7]

2- Âdetli kadın şahitlik yapabilir mi?”

Bu sorunuzun cevabı için, öncelikle “Kimlarin şahitliği kabul edilmez” sualinin cevabına bakmak gerekir.

Malum olduğu üzere, İslâm’da ve hemen bütün hukuk sistemlerinde şahitlik meselesi umumidir. Yani nikâh için ayrı, ticaret için ayrı, cezayı gerektiren davalar için ayrı bir şahadet yoktur. Bütün bu meselelerde şahitlik yapacak kimsede ortak hususiyetler bulunmalıdır.

İslâm hukukuna göre şahitlik yapacak kimsede aranan şartları ise şöyle özetleyebiliriz:

Şahitte ilk aranan şart âdil olmasıdır. Adaletli kimse de, iyilikleri kötülüklerine üstün gelendir. Bu da büyük günahlardan uzak durmak, küçük günahlarda ısrar etmemekle anlaşılır. Büyük günahı işleyen kimseye fâsık denmektedir. Böyle birisinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği Kur’an-ı Kerim’de, “Ey mü’minler, size fasık bir kimse bir haber getirince, onun iç yüzünü iyice araştırıp tahkik ediniz. Yoksa bir topluluğa bilmeden fenalık edersiniz de, sonra ettiğinize pişman olursunuz[Hucurat suresi, 6] ayet-i kerimesinde açıkça bildirilmiştir. 

Büyük günahları işleyen kimseler yalana da ehemmiyet vermezler. Yetim malı yiyen, faiz yemekle tanınan, devamlı içki içen, kumar oynayan ve benzeri günahları işleyen kimseler adalete uymayacaklarından ve kolayca yalan söyleyebileceklerinden şahitlikleri kabul edilmez.

Yalan söylemekle tanınmış, sık sık yalan haber getirip götürenlerin şahitliklerine başvurulmaz.

Davalı ile şahit arasında dünyevi bir husumet bulunmamalıdır.

Cimriliğiyle meşhur olmuş, zekât vermekte, çoluk çocuğunun geçimini teminde aşırı derecede eli sıkı olan kimselerin şahitliği kabul edilmez. Bunların yalan yere şahitlik yapması ihtimali vardır.

Çocukların, akıl hastalarının, bunakların, dilsizin, âmanın şahitlikleri makbul değildir.

Ağzından çıkanların meşrû veya gayrımeşrû olduğuna aldırmayan, dînen ve ahlâken hoş olmayan sözleri sarf etmeyi bir alışkanlık haline getiren lâubâli insanların şahitlikleri kabul olunmaz.

Şahitlikte hassâsiyet

Şahitlik meselesinde hassas davranan mezhep müçtehitlerimizden İmam Ebu Yusuf (rh.), aynı zamanda Abbasiler devrinde kadılık da yapmıştı. Kendisine pek çok dava gelirdi. Bu arada en üst makamda bulunan devlet ricâline bile hiç imtiyaz tanımaz, hepsi hakkında âdil davranırdı.

İmam Ebu Yusuf (rh.), Halifenin vezirlerinden Fazıl’ın şahitliğini reddetmişti. Bunun sebebini soranlara da şu cevabı vermişti:

- “Bu vezir bir mecliste Halifeye ‘kulunuz’ diyordu. Şayet bu sözünde doğru ise kölenin zaten şahitliği kabul edilmez. Eğer yalan söylüyorsa, yalancının şahitliği de makbul olmaz.”

Bu vak’a İslâm terbiyesinin yüceliğini, dalkavukluğun İslâm’da yerinin olmadığını, şahsiyet ve karakterin ehemmiyetini sergiler.

Umumi âdaba, sünnet-i seniyyeye, örf ve âdete aykırı düşen işleri yapanların şahitliği ciddiye alınmamaktadır. Hayasız kimselerle sohbet etmek, insanlarla alay etmek, başkalarını küçük düşürecek derecede şakada bulunmak, hep sünnete ve âdaba aykırı hareketlerdir. Bunları alışkanlık haline getirenlerin şahitlikleri kabul edilmez.

Mezhep imamımız İmam-ı Azam (rh.) gibi selef-i sâlihîne, ashab-ı kirama (r.anhum) dil uzatan bid’at ehli kimselerin şahitliklerine itibar olunmaz.

Bütün bunlar, İslâm’ın şahitlik gibi adaletin tecellisine sebep olacak bir meseleye verdiği ehemmiyeti göstermektedir.

Sözün özü

Görüldüğü üzere şahitliğin şartları arasında ‘kadının âdetli olmaması” gibi bir kayıt ve madde yoktur. Âdetli kadın da icabında şahitlik yapabilir, onun bu hâli şer’an-dinen bir mahzur teşkil etmez.

Go to top