selamun aleyküm hocam

hocam ilk verdiğiniz cevapda Şeriatın gelmesini istemeyen İslamın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemiş oluyorlar diye yazıyor.daha sonra da Şeriatı istemeyenler onu da dinden sayıp onunla amel etmek istemiyoruz diyorlarsa günahar oluyorlar diyor.burada sanki çelişki varmış gibi geldi hocam.yani Şeriat ile amel etmek istemeyen aynı zamanda Şeriatın gelmesini istememiş olmuyor mu? Allah razı olsun hocam. hakan demir

*******

Ve aleyküm selam.

Söz konusu cevabî açıklamalarda bir tenakuz olduğu kanaatinde değilim. Dilerseniz birlikte tekrar okuyalım:

“İslâm dini; iman, ibadet, muâmelat, münâkehât, ukûbat ve ahlâkî tüm esaslarıyla bir bütündür. Topyekün kabul edip inanmak gerekir. Öyle yarım yamalak, buçuk-çeyrek İslâm olmaz, Müslüman olunmaz. Şeriat, ahkâm-ı İslâmiyyenin tamamıdır. Şeriat istemeyen İslâm’ı istememiş olur. Kısacası hayat da bir bütündür, insan da bir bütündür, İslâm da bir bütündür. Bu bütünlüğün şuuruna varmadan cüzlerle uğraşıp durmak beyhude bir çabadır, fuzûli bir çırpınıştır!

Başka bir ifadeyle Şeriat, Allah Teâlâ'nın vahyettiği Kur'ân-ı Kerim ile Rasûlullah’ın (s.a.v.) hadislerinden, ya bunların açık ifadelerinden yahut da delâletlerinden alınarak ortaya konmuş bulunan hükümlerdir. Yani bir kısmı doğrudan vahye, bir kısmı ise içtihada dayanan dinî esaslardır. Bunlar, her zaman ve mekânda geçerlidir.

şeriatı kabul eden inkâr etmeyen ama nefsinden dolayı Allahın hükümlerinin uygulanmasını, şeriatın gelmesini istemeyen’ler, Kur'ân, Sünnet, İcma ve kıyas delillerine (kaynaklarına) dayanan İslâm'ın tamamını kabul ediyoruz, ama bir kısım ameli hususları inkâr etmemekle birlikte nefsimize zor geldiği için uygulamak istemiyoruz, demiş oluyorlar. Binaenaleyh İslâm'ın bütününe inanan ve tamamını yaşamaya çalışan mü'minler "sâlih ve kâmil" mü’minlerdir. Yine tamamına inanıp bağlayıcı olduğu halde bir kısmını yaşayamayan (ibadeti-ameli, uygulaması eksik, kusurlu olan) mü'minler ise "fâsık, fâcir, günahkâr" Müslümanlardır. Allah Teâlâ onları dilerse affeder, dilerse cezalandırır. "İslâm'ın bir kısmını (şeriatı) kabul etmem" diyenler "onun da dinden olduğunu kabul ediyor, böyle olduğuna inanıyorum, ancak onunla amel etmek istemiyorum" demek istiyorlarsa, kasıtları bu ise günahkâr oluyorlar… " Bu kısmına inanmıyorum, şeriatı dinden saymıyorum" demek istiyorlarsa, İslâm ile bağlılık ve aidiyet / illiyet râbıtalarını kesmiş oluyorlar. Binaenaleyh, bu durumda olanların aynı zamanda Müslüman olmaları mümkün ve sahih değildir.

Hasılı, “Allah bir insanın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır…” [Ahzâb suresi, 4] Ki, birine iman, öbürüne de inkârı yerleştirsin…”

***  

Görüldüğü üzere burada bir tenakuzdan / çelişkiden söz edemeyiz. Topyekün inkâr ile topyekün iman ve kabulle birlikte bir kısım amelde tembellikten dolayı isteksizlik-zayıflık farklı şeyler… İnkâr ile amelî zaafiyeti, tembelliği birbirine karıştırmadığımız zaman mesele netleşir. Yani bir grup var şeriatı topyekün reddediyor, inkâr ediyor, gelmesini istemiyor. Öbür klik ise, ayet-i kerimede beyan olunduğu gibi, “…bazısına inanırız bazısını tanımayız…” demiyor. Şeriata bir bütün olarak inanmakla birlikte, nefisten ve şeytandan gelen tembellikten dolayı ahkâm-ı şer’iyyenin uygulanmasında isteksiz davranıyor. Dolayısiyle amelî bakımdan zayıf, eksik ve kusurlu bulunuyorlar. Şeriat gelirse bizi bu hususlarda zorlar endişesiyle, şer’î ahkâmın mer’î olmasını arzu etmiyorlar. Yoksa münkir olduklarından değil.

Velhasıl, burada anlatmak istediğimiz de, anladığımız da bundan ibaret. Siz nasıl istiyorsanız öyle anlayabilirsiniz. Ona da bir diyeceğimiz olamaz. Karar sizin. Vesselâm…

Go to top