Selamun aleykum hocam .. Dinimizde ölüye Kur’an okumanın (Yâsîn okumanın) hükmü nedir? Efendimiz ölmekte olana Yâsîn okuyun demiştir. Çevremde çoğu kişi ölenin ruhu için cüz vermekte oku diye ama almıyorum, içimde şüphe var yardımcı olursanız sevinirim selametle

*******

Ve aleyküm selâm.

Bunda şüphe edecek ne var? Yâsîn-i şerif Kur’an’dan bir kısım/bir sure, hatta onun kalbi  değil mi? Ölen mü’minin ardından okunan Kur’an hatimleri de, elbette ki onun ruhunu şâd edecektir. Bunda hiç kuşkun olmasın ve imkânın nisbetinde çevrene yardımcı olmaya gayret et.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), sizin de işaret ettiğiniz gibi, şöyle buyurmuşlardır:

Ölülerinizin ardından Yâsîn (sûresini) okuyun.” [Ebu Dâvûd, Sünen, Cenâiz, 24; İbn Mâce, Sünen, Cenâiz, 4]

"Yâsîn, Kur'ân'ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah'tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsîn'i ölülerinizin de üzerine okuyunuz." [Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5, 26]

Her kim kabristana girer de Yâsîn sûresini okursa, o gün Allah Teala kabirdekilerin azaplarını hafifletir. Okuyana da oradakilerin sayısınca sevap verilir”. [İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr ale'd-Dürri'l-Muhtâr, İstanbul, 1983, 3, 503]

Ölü defnedildikten sonra kabrin başında, bir deve kesilip eti dağıtılacak kadar bir müddet oturup, Kur'an-ı Kerim okumak ve ölü için dua etmek müstehaptır. Cevheretü'n Neyyire'de de böyledir… Alimlerimiz bu görüşü kabul etmişlerdir. Okunan Kur'an-ı Kerim ölüye fayda verir. Muhtar olan kavil budur. Muzmarat'da da böyle zikredilmiştir”. [Şeyh Nizamüddin ve Heyet, el-Fetâva’l-Hindiyye, Beyrut, 1400, 1, 166]

Bu hadis-i şerifler ve âlimlerimizin bunlardan istinbat ettiği hükümler, Yâsîn sûresinin / Kur’an-ı Kerim’in hem ölüm döşeğinde olan hastaya okunmasına, hem de ölmüş mü'minlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunabileceğine işaret etmektedir. 

***

Bilindiği üzere yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in sadece bir ciheti yoktur. O hem bir şeriat-hukuk kitabı, hem bir dua, hem bir zikir, hem bir fikir ve taakkul, hem bütün insanlığın topyekün maddi-manevi ihtiyaçlarına cevap verecek tarzda indirilmiş ilahi bir kitaptır.

Yani Kur’an-ı Mübin hayatımızı da memâtımızı da ikisi arasında oluşacak hallerimizi de tanzim eder. Allah’a olan mes’uliyetlerimizi gösterir. Dünyaya geliş gayemizi, neler yapmamızı, nasıl ibadet edeceğimizi öğretir, her şeyin hikmet ve mahiyetini anlatır. Ölümü ve ölümden sonrasını da haber verir ki, tedbir alabilelim, hazırlık yapabilelim

Başka bir ifadeyle, Kur'ân-ı Kerim’in tesir sahası sadece dünya ile sınırlı değildir. Onun, mü'min ruhlara verdiği feyiz yalnızca hayatta-sağlıkta iken câri değildir, aynı derecede hatta daha fazlasıyla ölüm halinde, kabir âleminde de devam eder… Oralarda iken de ruhlarımızı şenlendirir, kabrimizde nur olur, zıya verir, ışık saçar!

*** 

Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şerif de sadedinde olduğumuz meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır:

“Kim babasının veya annesinin yahut bunlardan birisinin kabrini Cuma günü ziyaret ederek orada Yâ-sîn sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar.”[İbn Mâce, Sünen (Terc.), 4, 274]

İslâm âlimleri, ölünün ruhuna Kur'ân okunduğu zaman peşinden bir dua ile ruhlarına bağışlanmasını tavsiye etmişler, çünkü Sahabiler de bu şekilde yapmışlardır. İmam Beyhakî'nin (rh.) bir rivayetinde, Abdullah b. Ömer'in (r.anhuma) ölülerin ruhuna Bakara sûresinden okunabileceğini tavsiye ettiği anlatılmaktadır. [Bkz. Beyhaki, Sünen, 4, 56]

“Bir mezarlıkta okunan ve oradaki bütün ölülerin ruhuna hediye edilen Kur’an’ın sevabı, bölünerek mi, yoksa bölünmeden mi onların ruhuna gider?” mealindeki bir soruya karşılık, Şâfiî âlimlerinden İbn Hacer (rh.); “Okunan Kur’an’ın sevabı her ölüye bölünmeden tam olarak ulaşır, bu(nun böyle olması) Allah’ın geniş rahmetine en uygun olandır” diye cevap vermiştir. [Bkz. el-Ba'levî, Seyyidü'ş-Şerif Abdurrahman, Buğyetü’l-Müsterşidîn, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, s. 97]

Zaten kabirdekiler devamlı surette hayattaki akrabalarından yardım beklemektedir. Bizden onlara gidecek bir sadaka, bir dua, bir Fâtiha, bir İhlâs, bir Yâ-sîn, bir Kur’an hatmi ile nefes alabileceklerini bilmektedirler. Çünkü kabir o kadar çetin şartlarla iç içedir ki, en küçük bir mânevî yardım dahi onun ruhunu serinletecek-rahatlatacaktır. Bir hadiste Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyururlar:

“Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki hayatta olanların ölüler için hediyeleri, dua ve istiğfardır.” [el-Hatîb et-Tebrîzî (737/1336), Mişkâtü’l-Mesâbih, 1, 723]

***

Velhasıl;

Verilen bir sadaka, işlenen bir iyilik, yapılan bir dua, okunan bir Fâtiha, Yâ-sîn-i şerif ve Kur’an hatimlerinin sevabı, vefat etmiş bütün mü’minlerin ruhuna aynı şekilde hiç eksilmeden ulaşır. Ehl-i Sünnet mezheplerinin tamamı bu i'tikattadır. Bu inancın dışında olanlara, fayda mülahaza etmeyenlere de bir diyeceğimiz yok elbette... Onlar da inançlarıyla başbaşa kalsınlar. Yarın kimin kârda kimin de zararda olduğunu, “bir okka samandan kaç okka duman çıktığını” da görürler!

 

Go to top