Selamün aleyküm hocam. Bir sorum olacaktı; bir kadın, eniştesi ve ablasıyla birlikte hacca veya umreye gidebilir mi? Büşra Nefise Kalyoncu - Ankara
Hocam selamun aleykum.
Nette dolaşırken sitenizi tesadüfen gördüm.
Benim eşimle ilgili çok ciddi sıkıntılarım var. Boşanmak üzereyiz. Evi terk edip giden eşimin eve dönmesi, aramızdaki sorunların halledilmesi, aramızda sevgi ve muhabbet olması için; tilavet secdeleyile iltica etmenin çok faydalı olduğunu duymuştum. Tilavet secdeleriyle iltica nasıl yapılır, detaylıca anlatabilir misiniz?
Bir de siz bana bu konuyla alakalı olarak neler yapmamı tavsiye edersiniz. Nette bir sürü şey yazılmış vebale girmek istemiyorum.
Allah rızası için sorularıma cevap yazar mısınız? cengiz
*******
Ve aleyküm selam kardeşim;
Öncelikle Rabbimden ailenizle aranızın ıslahını niyaz ederim. İnşaallah sıkıntınız boşanma ile noktalanmaz, bir ve beraberce bahtiyar ve ihtiyar olursunuz.
Secde ayetleriyle iltica usûlü
Bu husus, evliyâullah’ın, hakiki mü’minlerin öteden beri tatbik edegeldikleri bir usûldür. Eğer hayırlı bir maksadınız var da bunun olmasını arzu ediyorsanız, gece yarısı kalkar, abdestinizi alır, Kur'an-ı Kerim'deki 14 secde âyetinin tamamını başlarında Besmele ile birer kere okur ve hepsi için ayrı-ayrı secdeye gidersiniz. Secdede tesbihlerden yani üç kere "sübhâne Rabbiye'l-a'lâ" dedikten sonra, şu istiâze duasını okursunuz:
اَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَتِكَ وَ اَعُوذُ بِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَاَعُوذُ بِكَ مِنْكَ
Okunuşu: "Eûzü bi-rızaake min sehatike ve eûzü bi-muâfâtike min ukûbetike ve eûzü bike minke."
Sonra isteğinizi gözyaşı akıtarak kalbinizden geçirirsiniz… Ve "Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkarsınız.
Allah Teala'nın velî kulları böyle iltica ve dua ederek nice isteklerine kavuşmuşlardır. Bizler de dünyanın şu gamlı ve kasvetli zamanlarında bu şekilde Allah'tan istekte bulunabiliriz, hatta bulunmamız iktiza eder
Mesela: Allah'a, Rasûlüne, Rasûlünün vârislerine, ebeveynine âsi olan çocuğu olanlar varsa, -ki bu devirde olmaması düşünülemez- onun da hidâyete gelmesini cân u gönülden istiyorsa, ona beddua yerine bu usûlle dua ve iltica etmesi gerekir. Bi-iznillah neticesini de görür.
***
Tilâvet secdesi ayetlerinin esrârı
"Secde-i tilâvet ayetleri on dört'tür. Kur'an-ı Kerim'in nûr ve füyûzâtının en mükemmel tecellî yerleri bu on dört secde yeridir. Nasıl ki ay'ın on dördünde Ay, Güneş'le karşı karşıya gelip tam bir zıya alırsa, insan-ı kâmil de bu secde yerlerinde nûr-i ilâhînin tecellisine mükemmel bir şekilde mazhar olur; füyûzât-ı ilâhiyeye nâiliyetle mertebe-i kemâle ulaşır." [Ebu'l-Faruk Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)]
Secde âyetleri ile iltica usûlünde tek secde:
Her bir ayetin başında ayrı-ayrı Besmele çekilerek bu 14 adet secde ayetinin tamamı okunur. Bittikten sonra hepsi için 1 (bir) secde yapılır. Merhum Kemal Bey Ağabeyimiz, Pîrânımızın (k.esrarahum) tatbikatının böyle olduğunu ifade buyurup, "Bazı dualar ve iltica usûlleri" isimli risaleye bu şekilde yazdırmışlar idi. Ayrıca Hanefîlerin meşhur kaynak eserlerinden Kâfî'de, "kişi, on dört secde ayetini bir mecliste okusa bir secde kifâyet eder" diye mesturdur. [Bkz. Kudûrî-yi Şerif Tercümesi, İsmail Müfid Efendi]
Yukarıda da zikredildiği üzere secdede şu istiâze duası okunur:
"Eûzü bi-rızâke min sehatıke ve eûzü bi-muâfâtike min uqûbetike ve eûzü bike minke."
Ayrıca bkz.
http://www.mollacami.net/soru-ve-cevaplar-708.html
***
Yâsîn-i şerif ile farklı bir usûl
Sözünü ettiğiniz sıkıntı, yani soğukluğun giderilmesi, sıcaklığın temini / aile arasını düzeltmek için ayrıca şöyle bir usûl de uygulanabilir:
“123 Yâsîn-i şerif suya okunur, her “mübîn”de “Yâ Vedûd Huu” diye suya sıcak olarak üflenir ve o su içilir.” Allah’ın izniyle arzu edilen netice hasıl olur.
Kıymetli hocam s.a “İbrahim A.S.’mın milletindenim” demekle asıl kast olunan nedir? Bizim anladığımız milliyetçilikle alakası var mıdır? Teşekkürler.. ahmet nail tunalı
*******
Ve aleyküm selam değerli kardeşim;
“İbrahim aleyhisselâmın milletindenim” cümlesindeki “millet” kelimesinden kasıt dindir, yani İslâm dini. Malumunuz, ilk insan ve ilk peygamber atamız Adem aleyhisselâmdan son peygamber Rasûlullah Efendimize (s.a.v.) kadar bütün peygamberlerin tebliğe memur oldukları dinin adı İslâm’dır, hepsi de usûlde (itikatta) aynıdır, değişen sadece şeriatler (amelî hükümler)dir.
Binaenaleyh zikri geçen cümledeki ‘millet’ kelimesinin bugünkü anlaşılan manadaki ‘milliyetçilik-ırkçılık-kavmiyetçilik’le bir alakası yoktur. Hadis-i şerifte, "Irkçılık davasına kalkışan bizden değildir, ırkçılık üzerine savaşa girişen de bizden değildir" [Müslim, Sahih, İmâre, 53, 54, 57]buyrulmuştur. Dilerseniz bunun detaylıcevabını, Aylık Tarih ve Kültür Dergisi YEDİKITA’dan nakledelim.
“Lisanımızda bu kelime, yukarıda belirtilen manasını tamamen kaybetmiş, sosyal ve siyasi bir mana kazanmıştır. Bir toprak üzerinde yaşayan, müşterek bir menşe’ ve lisana sahip insanların tamamına millet denilmiştir. Günümüzde ‘milliyetçilik’ diye tabir edilen ‘kavmiyetçilik’ ve ‘ırkçılık’ İslâm’da yoktur. İslâm renk, dil, cinsiyet ve coğrafya farklılıklarına değer vermez, bunların hepsini eşit tutar. Üstünlüğün ise sadece ‘takvâ’ ile olduğunu bildirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde ve birçok defalarda ‘Arab’ın aceme, acemin Arab’a, hiçbir beyazın siyaha, hiçbir siyahın da beyaza üstünlüğü yoktur. Allâhü Teâlâ katında üstünlük ancak ‘takvâ’ iledir.’ buyurarak kavmiyetçiliği yasaklamıştır.” Ayrıca şu linke de bakabilirsiniz. http://halisece.com/sorulara-cevaplar/2151-isid-ve-usaklar.html
***
Kur’an-ı Kerim’de, sadedinde olduğumuz mevzu ile alakalı bazı ayetlere kısa bir atf-ı nazar edelim.
“Bir de, ‘Yahudi veya Hıristiyan olunuz ki, hidâyet bulasınız’ dediler. (Rasûlüm) de ki: ‘Hayır, biz hanîf olan (bir tek Allah’a inanan) İbrahim’in milletindeyiz (dinindeyiz)! O hiç bir zaman müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) olmadı. Ve deyin ki; biz Allah’a iman ettiğimiz gibi, bize ne indirildiyse, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbat’a (onun torunlarına, onun soyundan gelenlere) ne indirildise, Musa’ya ve İsa’ya ne verildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden olarak ne verildiyse hepsine iman ettik! O’nun Rasûllerinden hiç birinin arasını ayırmayız. Ve biz ancak O’nun için (Allah için) boyun eğen Müslimleriz.” [Bakara suresi, 135-136]
“(Habîbim) de ki: ‘Allah doğru söylemiştir. O halde hanîf (bâtıldan uzak, tamamen Hakk’a / İslâm’a yönelmiş) olarak İbrahim’in milletine (dinine) uyunuz. O, müşriklerden olmadı.” [Al-i İmrân suresi, 95]
Bakara suresi, 135’inci ayetin tefsiri: Yahudiler ve Hristiyanlar, herkese; “Siz de Yahudi ve Hristiyan olunuz ki, hidâyet bulasınız.” dediler. Yahudiler Yahudiliğe, Hristiyanlar da Hristiyanlığa davet edip durdular. Bunlar, ikisi bir araya gelmez iken, her biri kendi yoluna davet edip ihtilaf ve niza’ çıkardılar, hem de bunun hidayet olduğunu iddia ettiler. İşte bundan dolayı, Habibim Ahmed Rasûlüm yâ Muhammed! Sen şöyle de, ‘Yahudi ve Hristiyan olmak değil, bilakis hanîf, yani küfür ve şirkten arınmış, hakka ve tevhide yönelik olarak İbrahim milleti olalım, hep onun milletine (tebliğ ettiği dine) uyalım, onun milletinden ve ehlinden olalım. İbrahim hanîf idi, müşriklerden değildi.
Kendisinden sonra gelen ve yukarıda görüldüğü üzere, birçok yönden müşriklere benzeyen Yahudi ve Hristiyanlardan hiç değildi. Lakin onlar geçmiş bir ümmet idi. “Biz onlardan nasıl olalım?” derseniz, onun da kolayı vardır:
Evvela geçmiş olması onların arkasından gitmeye, onlara uymaya engel değildir.
İkincisi, zaten siz o geçmiş ümmetin aynen kendisi değilsiniz; onu yenileyen, yeniden ihya eden, daha da genişleten ve İbrahim’in duasında onun isteğinin gâyesi olan yeni ve büyük bir ümmet, müslim bir ümmet olunuz ki, bu ümmet İbrahim’in ümmetini de içine alan daha büyük bir cemiyet olmuş olsun.
136’ncı ayetin tefsiri: Böyle olmak için şöyle deyiniz: ‘Biz, Allah’a, bize inzâl olunana; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına inzâl olunana, aynı şekilde Musa’ya ve İsa’ya verilmiş olana ve bunlardan başka daha ne kadar peygamber gelmiş ise Rabları tarafından kendilerine verilmiş olana da iman ettik. Bunların hiçbirisinin arasında fark gözetmeyiz.’ Yahudi ve Hristiyanların yaptığı gibi, bir kısmını tanıyıp, bir kısmını tanımazlık etmeyiz. Böyle söylemek, “hepsinin derecesini eşit ve aynı biliriz” demek değildir. “Hiç birini inkâr etmeyiz, hepsinin peygamberliğini kabul ederiz, peygamberliklerine iman etme mevzuunda farklı bir tutum içine girmeyiz” demektir. Şu halde önce Allah’ı, sonra kendi peygamberimizi, daha sonra da onun, peygamberdir diye bize bildirdiği peygamberleri tanırız. Ve biz sadece Allah’a teslim olmuş ve bağımlıyız.
İşte İslâm milleti, böylesine geniş ve bütün dinleri içine almış olan en mükemmel bir din ve muhteşem bir ümmettir. [Bkz. Elmalı’lı, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili ayet tefsirleri]
İbrahim aleyhisselâm, Bâbil’den ayrıldıktan sonra pek çok yer gezdi. Sonunda Şam’da karar kıldı. Orada kendisine inananlar günden güne arttı. Ona inanların oluşturduğu kitleye “İbrahim milleti” adı verildi.
Hz. İbrahim (a.s.) Babil’den ayrılacağı zaman, babası için Allah Teâlâ’dan bağışlanma dileyeceğini hatırlamış ve babasının affı için Allah’a şöyle yalvarmıştı: “Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi.” [Şuarâ suresi, 86]
Babası da olsa kâfirler için dua edilmeyeceğini bilen İbrahim (a.s.) bunu, memleketinden ayrılırken verdiği sözden dolayı yapmıştı. Hz. İbrahim’in duası kabul edilmedi ve ayet-i kerimede bu durum şöyle beyan olundu: “Ne Peygambere ne iiman edenlere, akriba bile olsalar Cehennemlik oldukları onlara tebeyyün ettikten (iyice belli olup anlaşıldıktan) sonra müşrikler için istiğfar etmek yoktur (onlar için Allah’tan af dileyemezler).” [Tevbe suresi, 113]
İbrahim aleyhisselâmın bundan sonraki hayatı Lût (a.s), İsmail (a.s) ve İshak (a.s) ile birlikte geçti. Bunlar hakkında da Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Ve hepsini emrimizle yol gösteren imamlar ettik (önderler-kılavuzlar kıldık) ve kendilerine hayırlar işlemeği / iyilikler yapmayı, namaz kılmayı zekât vermeyi, vahyeyledik ve hep bize âbid (kulluk edenlerden) idiler.” [Enbiyâ suresi, 73]
Allah Teâla, İbrahim aleyhisselâma on sayfalık bir kitap da vermiştir. Uzunca bir süre yaşadıktan sonra, ömrünün sonlarına doğru Mısır’a gitti. İbrahim (a.s.) vefat ettiğinde -kuvvetli rivayetlere göre- Kudüs yakınlarında Halîlü’r-Rahmân denilen yerde defnedildi.
Hz. İbrahim’in dinin temeli tevhide (Allah’ın birliğine) dayanıyordu. Ancak zamanla bu inanç unutulmuş ve putperestlik Araplar arasında tamamen yayılmıştı. Buna rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin izleri görülüyordu. Bunlara “Hanîf” denirdi.
Hanîf, bâtıldan uzak, Hakk’a yönelen ve tevhid inancı üzere tek bir Allah’ı tasdik eden kişi demektir. Kur’an-ı Kerim de “hanîf” kelimesi birkaç yerde geçer. “Hanîf” daha çok, Hz. İbrahim için Allah Teala’ya saf ve temiz bir şekilde ibadet eden bir kul manasında kullanılmıştır.
Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: “Hem sırf hakka müteveccih (yönelmiş) hanîf olarak dine yüz tut ve sakın müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) olma.” [Yunus suresi, 105] “Sonra da (ey Rasûlüm) sana vahyeyledik ki: ‘Hanîf (bâtıldan uzak sırf Hakk’a müteveccih / yönelmiş) olarak İbrahim milletine ittiba' et (onun dinine uy), o hiç bir zaman müşriklerden olmadı.” [Nahl suresi, 123]
İslâm’dan önce Arap kavimlerinde; Varaka b. Nevfel, Abdullah b. Cahş, Osman b. Hüveyris, Zeyd b. Amr, Kuss b. Sâide gibi kişiler hanîfler arasında bulunuyordu. Bunlar; cansız, dilsiz, hiçbir şeye güçleri yetmeyen putların önünde eğilmeyi, onlara yalvarmayı çirkin sayan kişilerdi.
Selamunaleyküm Halis hocam , öncelikle Cuma gecesi kavuşacağımız 1436. yılbaşımız ve Muharrem-i Şerif ayımızın sizler ve cümle alem-i İslama hayırlar getirmesini diliyorum.
Sözlerimi çok uzatıp vaktinizi almak istemiyor ve sizden bir istirhamda bulunmak istiyorum. Malumunuz üzre Muharrem-i Şerif ayında ve ilk gün ve gecesinde yapılması gereken ibadet ve taatlar var bunlar hakkında ve bu ayın ehemmiyeti hakkında genel bi malumat yayınlayarak facebook sayfanızda bizlerle paylaşır mısınız?
Bu sayede ehl-i küfrün yılbaşısından başka yılbaşı bilmeyen yada hicri yılbaşını tam olarak algılayamayan toplumumuza ışık tutmak ve farkındalık oluşacağını tahmin ediyor İlginize şimdiden teşekkür ediyorum.
Selam ve dua ile.. Davut Toklu
Devamını oku: Kamerî yılbaşı, Muharrem ayı ve bu ayda tavsiye olunan ibadetler
Saygı değer hocam Selamün Aleyküm. Sizden ricam Harut ve Marut hakkında bilgi vermeniz. Harut ve Marut melek midir yoksa cin taifesinden midir? Günah işlemişler midir? Şimdiden teşekkürler hocam. Tez vakitte sağlığınıza kavuşmanız dileğiyle. db altın
*******
Ve aleyküm selam kardeşim; samimi dualarınız için hudutsuz “amin”ler, sınırsız teşekkürler…
Hârut ve Mârut iki melektir, cinlerden değildir. Günah işlememişlerdir; zira melekler ma'sumdurlar, Allah’a isyan etmezler. Onlar sadece Mevlâ-yi zû’l-Celâl’in emrettiklerini yaparlar.
Mesele hakkında geniş bilgi için, "Sihir ya da büyü" ana başlıklı cevabi yazının, 'Sihre karşı tavrımız, inanç ve tumumuz ne olmalı' ara başlığını lütfen dikkatle okuyunuz: http://halisece.com/sorulara-cevaplar/2169-sihir-ya-da-buyu.html