Muhterem hocam;

Rabıta ı şerife için mürşidi kamile ihtiyaç olduğunun daha önceki yazılarınızda açıkladınız amenna; fakat bir mürşidi kamil nasıl olur (net ifadelerle) 3 tane şart var diye biliyorum ama hangi cemate sorsak bizmki hak bizim ki mürşit bizimkine bu 3 madde uyuyor bunu nasıl anlayacağız?

Ayrıca mürşidi kamile mürşidlik kim tarafından ve nasıl verilmekte? Vesselam....

(Cevaplarınız benimle birlikte birçok ümmeti muhammedi aydınlatacağından eminim...)

*******

Muhterem kardeşim;

Benzer soru mollacami setesine de gelmiş ve cevaplamış idik. Ona ilave edecek bir şey olduğu kanaatinde değlim. Aşağıya aktarıyorum. Lütfen onu okuyunuz. Soru ve cevabı aynen şöyle:

“Mürşid-i kâmil u mükemmil

Soru: Mürşid-i Kamilin vasıfları nelerdir? Konu hakkında açıklama yapar mısınız?

Cevap: Mürşid’in yalnızca “kâmil” olması yetmez, “mükemmil” de olması lazım. Yani sadece kendisinin kemâlata, belli olgunluk, makam ve mertebelere ulaşmış bulunması kâfi değildir. Ayrıca başkalarını da ikmâl eden, onların eksiklerini-kusurlarını tamamlayıp terbiye eden bir zât olması gerekir. O bakımdan söz konusu terkibi, “mürşid-i kâmil u mükemmil” olarak ifade etmek daha doğru ve daha uygun olur.

Mürşid-i kâmil u mükemmil’in vasıfları-hasletleri nelerdir?

Her mürşid-i kâmil ve mükemmil, aynı zamanda bir velîdir. Ama her velî mürşid-i kâmil u mükemmil değildir. Mürşid-i kâmil u mükemmil, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) zâhir ve bâtınına vâris olan ve Cenab-ı Hak tarafından ümmeti irşâda izinli, ehliyetli ve salâhiyetli kişidir.

Velî / evliyaullah kimdir?

Velî; bulunduğu makam ve mevki nisbetinde Allah'ı bilen, Allah'ın dostu, O’na yakın ve O’nun sevgili kuludur.

Evliyaullah, Allah'a itaat-teslimiyet-sadakat ve muhabbette pek ulvî derecelerde olan ve Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) sünnetine ittibâda çok hassas davranan kullardır.

Cenab-ı Mevlâ-yi zû’l-Celâl ve'l-Kemâl hazretleri bu zevât hakkında ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"İyi bilin ki, Allah'ın velî kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar, iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, fevz-i azîmin (en büyük kurtuluş ve en büyük saadetin) ta kendisidir”. [Yunus suresi; 62-64]

Görüldüğü gibi bu ayet-i kerimede veliler için korku ve üzülme olmadığı, onların vasıflarının iman ve takva olduğu belirtilmiştir. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) de Allah'ın velî kullarını anlatırken,

"Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah'ı hatırlatırlar" [İbn Mâce, Sünen, Hadis no: 4119; İbn Ebi'd-Dünya, Kitâbü’l-Evliyâ, 48] buyurmuştur.

Hakikatte velîleri görmek, onların mübarek simalarana nazar etmek insana derhal Allah’ı ve ahireti hatırlatır. Zira onlarda haşyet ve tevazu vardır. Sanki vech-i şeriflerinde nübüvvetten bir nûr parlamaktadır. Çünkü Mevlâ-yi zû’l-Celâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"Allah, iman edenlerin velîsidir (dostudur, yardımcısıdır); onları zulmetlerden (küfür ve isyan karanlıklarından) nûra (iman-amel-ihlâs ve ahlâk-ı hamîde aydınlığına) çıkarır." [Bakara suresi, 257]

***

Mürşid-i kâmil u mükemmil kimdir?

Mürşid-i kâmil u mükemmil, insana Sırât-ı Müstakimi (Allah’a yaklaştırıp kavuşturan dosdoğru yolu) gösteren, onları dalâletten hidâyete sevkeden zâttır.

Mürşid-i kâmil u mükemmil, tasavvufta seyr-i sülûkunu ikmâl edip, Allah Teala tarafından irşâda ehliyetli ve icazetli kılınan zevât için kullanılan bir tabirdir. Şeyh de aynı manada istimâl olunmaktadır.

Tasavvuf erbabınca üç türlü şeyh vardır:

a) Şeyh-i tâlim,

b) Şeyh-i sohbet,

c) Şeyh-i tarikat.

Şeyh-i tâlim, ilim-irfan sahibi bir muallim / öğretici, manevi-tasavvufî mevzularda bilgi verip, insanları aydınlatmakla iktifa eden mutasavvıftır.

Şeyh-i sohbet, her isteyenin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği, hâl ve hareketlerini numûne / örnek aldığı mutasavvıfa denir.

Şeyh-i terbiye, şeyh-i irşad, şeyh-i taslik de denilen “şeyh-i tarikat” ise; mürid ve müntesiblerini tasavvuf yolunda terbiye edip yetiştirerek Allah'a ulaştıran rehberdir-kılavuzdur.

***

Mürşid-i kâmil u mükemmillerin vasıf ve hasletleri nelerdir?

Onların, sıradan velîlerden farklı / üstün bir takım alametleri vardır. Binaenaleyh bir mürşid-i kâmil ve mükemmilde bulunması gereken vasıfları özetle şöyle sıralayabiliriz:

1) Öncelikle ilmiyle âmil bir zat olması lazımdır.

2) Allah Teala’nın emir ve nehiylerinin, tasavvuf sahasında / hakikat ilimlerinde derin ve geniş bir ilim-irfan ve idrâke sahip olmalıdır.

3) İnsandaki manevi hastalıkların, ahlâk-ı zemimenin nasıl meydana geldiğini ve bunlarla nasıl mücadele edilip tedavi edileceğini bilmelidir.

4) Dünyaya ve dünya malına rağbet etmeyen bir kimse olmalıdır.

5) Silsile yoluyla İki Cihan Serveri Rasûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.v.) ulaşan kâmil ve mükemmil bir şeyhten / mürşidden izinli / ehliyetli / salâhiyetli olarak irşada başlamış olmalıdır.

6) Bütün insanlara ve topyekün mahlukata karşı son derece şefkatli ve merhametli olmalıdır.

7) Çok güzel bir ahlâka sahip bulunmalıdır.

8- Her türlü elem ve kederi, sıkıntı-ıztırap ve meşakkati, belâ ve musibetleri sükûnetle karşılayan bir zat olmalıdır.

9) Bütün işlerinde, tavır ve hareketlerinde mûtedil, ölçülü ve insanlara daima nasihatte bulunmalıdır.

10) Asla boş işlerle vaktini geçirmemeli... Bütün zamanını ibadet ve taatle, Allah zikir ve tefekkürle, Allah yolunda dine hizmetle ve insanların güzel ahlâk sahibi olmaları için sa’y u gayretle geçirmelidir.

11) İnsanların ayıplarını yüzlerine vurmamalı...

12) Yüzü nûranî, bakışları sübhâni, sözü Rabbanî olmalı...

13) Bakanın içine inşirah veren yüzü, dinleyene şifa veren söz ve nazarı, huzurundakilerde uhrevîlik ve Rabbânîlik duygusu meydana getirerek, onlara Allah'ı ve ahireti hatırlatmalıdır.

Hakiki bir mürşidin vasıfları-hasletleri, bu sayılanlardan ibaret olmamakla beraber, bunların bilinmesi kâfidir.

***

Velhâsıl mürşidlik; insanın kalp ve ruh dünyasına, bâtın âlemine, letâifine hitab ettiği için faydalı ve müessir olduğu kadar, şeyhlik ve keramet meraklıları, evliya olaçıkagelme hastalığı ile mâlûl kimseler tarafından da son derece istismara müsait bir makamdır. Zira insanlar ekseriyetle Rasûlullah Efendimizden (s.a.v.) sonra peygamber gelmeyeceğini bilir; ama Onun hakiki manada vârisi, irşâda ehliyetli-salâhiyetli zevâta ait silsilenin de bir sonu bulunduğunu pek bilmez. Dolayısiyle bu kapıdan bu güne kadar pek çok kuttâ-i tarîk (manevi bakımdan yol kesiciler) girmiş ve sâf mü’minlerin yollarını kesmiştir.

Rabbim (c.c.) cümlemizi ve bilcümle Ümmet-i Muhammed’i ve evladını onların sapkınlıklarından ve sapıttırmalırından hıfz u himaye buyursun.

Ancak unutmamak gerekir ki; bu işin istismarcıları, hakiki mü’minler tarafından çabuk sezilir, hemen farkedilir. Dini mevzulardaki zaafları, dünyaya olan düşkünlükleri, menfaatperestlikleri / çıkarcılıkları, kadınlarla ilişkilerde dinî usûl ve esasları zorlayan mahremsiz, teketek görüşmeleri ve ihtilât sayılacak birliktelikleri, bu noktada önemli ipuçlarıdır.

İşte kısaca anlatmaya çalıştığımız bu güzide vasıfları, güzel hasletleri taşıyan kimseler, gerçek manada kâmil ve mükemmil mürşidlerdir.”

***

Son olarak hangi cemate sorsak bizmki hak bizim ki mürşit bizimkine bu 3 madde uyuyor bunu nasıl anlayacağız? ayrıca mürşidi kamile mürşidlik kim tarafından ve nasıl verilmekte?” sorularınızı da kısaca cevaplamaya çalışalım.

a) Türkçemizde, “Yoğurdum karadır, ayranım ekşidir diyen olmaz” diye bir tabirimiz vardır. Elbetteki herkes üzerinde bulunduğu yolun en iyi, en mükemmel ve hak olduğunu söylecek. Öyle inanıp öyle düşünmese zaten o yolda olmaz, değil mi? O halde iş başa düşüyor. Onun bunun öyle veya böyle demesine bakmadan, kendisine hak yol arayan kişi, karşısına çıkan yolların ve mürşidlerinin hak ve kâmil olduğunu, füyûzatının munkati’ olup olmadığını, zâhirî ilim ölçüleri ve bâtıni gayretlerle kendisi tesbit edecek. Zâhiri ilim açısından kriterleri yukarıda gördük... Bâtınî cihetten yapılması gereken de, Cenab-ı Mevlâ’ya iltica etmektir. Bilhassa geceleri teheccüd vakitlerinde uyanık bulunup ibadet ve tâatın ardından, kendisini irşad edecek hakiki mürşid-i kâmil u mükemmili buldurması için göz yaşlarıyla, gönül uyanıklığıyla Allah Teala’ya dualar edip tazarru ve niyazlarda bulunmalıdır. Kendini, işini, halini O’na havale eden elbette kazanır. Eğer kişinin nasibinde varsa, mutlaka hak yolu ve o yolun şeyhi olan zât-ı şerifi bulur, buldurulur. Bunda zerre kadar şüphesi, tereddüdü olmamalıdır.

b) Mürşid-i kâmil u mükemmile mürşidlik, yani irşad salâhiyet-ehliyeti elbette ki Allah Teala tarafından verilmekte... Tabiri caizse, ona ait manevi dosyalar, başta Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere o işle vazifeli hey’et tarafından hazırlanır ve Cenab-ı Hakk’a arz edilir. Bâde’t-tasdik, o zât-ı muhterem hakiki vâris-i Rasûl olarak irşad vazifesi ile muvazzaf kılınır.

Vesselâm...

Go to top