Hadislerle İslâm 4 Hanımların, sosyal hayatın özellikle siyaset ve idarecilik alanındaki yeri, Hz. Peygamber dönemi itibariyle belki de en çok merak edilen konular arasındadır. Siyasette hanımların üst görevlere yükselmesi konusunda Resûlullah'ın, “Yönetimini kadına teslim eden bir kavim, iflah olmaz.” buyurduğu rivayet edilmiştir.61 Kuşkusuz tüm hadisler gibi bu hadisi de doğru anlayıp değerlendirebilmek için, söylenme sebebini, söylendiği ortamı ve şartları dikkate almak gereklidir. Resûlullah'ın bu sözleri söylemesi, hicretin yedinci senesinde çevre ülkelerin hükümdarlarına İslâm'a davet mektupları göndermesinin akabinde cereyan eden olaylardan sonraya rastlar. Resûlullah'ın göndermiş olduğu mektuplardan biri de İran hükümdarına yazılmıştı. Hükümdar mektubu okur okumaz öfkelenmiş ve yırtmıştı. Mektubuna yapılan bu hakaret Resûlullah'ı derinden yaraladı ve onlara beddua ederek, “(Mektubumu parçaladıkları gibi) Allah da onları paramparça etsin.” buyurdu.62 Aynı sene bu hükümdar, oğlu Şîrûye tarafından öldürüldü. Şîrûye, iktidar hırsıyla bütün erkek kardeşlerini de öldürdü. Ancak saltanatı uzun sürmedi, kısa bir süre sonra kendisi de öldü. Ailede hükümdarlığı devralacak hiç erkek kalmadığı için İranlılar hicretin dokuzuncu senesinde devletin başına Şîrûye'nin kız kardeşi Boran'ı geçirdiler. Resûlullah işte bu haberi duyunca, “Yönetimini kadına teslim eden bir kavim iflah olmaz.” buyurdu.63 Resûlullah, İran Kisrâsı'nın İslâm davetine gösterdiği saygısızlık sebebiyle daha önce beddua etmişti. Dağılmalarının akabinde yönetimin başına geçen yeni hükümdar, belki İran halkı için bir ümit olabilirdi. Ancak Resûlullah bu yeni hükümdarın da onları toparlayamayacağını, felâha eremeyeceklerini bildirdi. Dolayısıyla bu rivayet, kadının yönetici olamayacağına dair genel bir hüküm ihtiva etmemekte; özel olarak hükümdarı kadın olan Sâsânî Devleti'nin felâh bulamayacağına işaret etmektedir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de bir kadın hükümdar olan Sebe' Melikesi Belkıs'tan söz edilirken herhangi bir olumsuz ifadeye yer verilmemiş, kadınların üst düzey idareciliklerde bulunmaması gerektiği yönünde bir işarette bulunulmamıştır.64 Şu hâlde devlet başkanlığının da diğer görevlerde olduğu gibi bir liyakat ve ehliyet işi olduğu, bir kadının ehil ve lâyık olması hâlinde bu göreve getirilebileceği, bu konuda Kur'an ve sünnette bir engel bulunmadığı ifade edilebilir. Resûlullah döneminde kadınların siyasî ve hukukî sorumluluklar aldıklarını gösteren önemli bir örnek Mekke'nin fethedildiği yıl yaşanan şu A+ A A- 236/ 536
Salih bey bu diyant işleri hadislerle islam 4. Cilt 236 sayfadan alınmadır. Kadınlara ait bir hükmün sulandırıldığı kanaatindeyim acaba yanılıyormuyum. Gayri müslimlerin uygulamalarını bize yama yapılıyor gibi geldi bana. Selamlar. Osman Çelik - Facebook 

*******

Selamün aleyküm kardeşim;

Görülüyor ki siz de siteye bakmadan sorunuzu tevcih etmişsiniz. Sitede veya google’da basit bir arama yapıverseydiniz, bu mevzudaki cevabî yazıyla mutlaka karşılaşırdınız. Bunlar yeni ‘tartışmalar’ değil. Sürgit devam edegelen kronik mevzular...

Ayrıca hatırlatmakta fayda görüyorum; sorunuzda nakilde bulunduğunuz kitabın, âcizane kanaatim; avama, günümüz Müslümanlarına, hatta İslamî ilimler sahasında mürekkep yalamış bir takım insanlara faydadan ziyade zararının olabileceği yönündedir. Ancak belli bir kesim, belli ölçüler dâhilinde belli noktalarda yararlanabilir. Zira bildiğim kadarıyla o eser, Yusuf Kandehlevî’nin  “Hayatü’s-Sahabe”si tarzındadır. Yani bir nevi hadisleri-hâdiseleri nakledip bunlar üzerinden hükümler çıkartma metoduna dayanmaktadır. Bu ise ancak müçtehitlerin yapabileceği bir iştir. Onların faaliyet alanına girer. Hazırlayanların hiçbiri müçtehid olmadığına göre, bu hükümlerin değeri nedir?! Komisyondakilerin her bireri günümüz şartlarında titr sahibi olabilirler, ki öyledir, kendilerini bu alanda yetkili ve etkili de görebilirler. Ama bunun gerçek ilmî kıstaslar muvacehesinde herhangi bir kıymet-i harbiyesinin olmayacağı da açıktır. Öyle değil mi? Hadis ilmi ve hadis okumakla alakalı geniş bilgi için bkz. http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/2462-hadis-kitabi-okuma.html

Hemen her gün, hatta her an karşılaştığımız ve bırakınız tefsir hadis usûlünü, yüzünden bile metinleri okuyamayan, okusa bile zorlanan ‘meal ve hadis allâmeleri’, ‘naylon müçtehitler’ başka bir ifadeyle 'müçtehit taslakları' internette ve başka alanlarda işte bu ve benzeri eserlerle filizlenip gelişiyor, boy atıp yetişiyor. Sonra da Müslümanlar arasında büyük yıkımlara, felaketlere yol açıyorlar. 

Bu metod yanlıştır. M. Akif’in hayranı olduğu mezhepsiz Abduh, Afgani, Reşit Rıza yöntemidir. Bundan Müslüman toplumlara fayda gelmez, gelmemiştir; bilakis zararı ve yıkımı büyük olmuştur! Detaylı bilgi için bkz. http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/2778-din-meal-den-ogrenilmez.html

Hâsılı, bugün en büyük ihtiyaç; sözüm ona nev-zuhur müçtehitlerin yeşerip yetişmesine ön ayak olmaya değil, temel akâid ve ilmihal bilgilerine sahip Müslümanların yetiştirilmesinedir. Bunun için de insanların dinini Meal-Tefsir, Hadis gibi şer’î delillerin kaynaklarından (tabiri caizse elektriklerini merkezî trafodan direkt) değil, Ehl-i Sünnet ölçüleri çerçevesinde kaleme alınmış itikat ve amele dair eserlerden, ahlâk ve siyere dair kitaplardan öğrenmeleri iktiza eder. Tabii aslolan da, kitaplardan okumakla birlikte ‘hayyen an hayyin’, yani bilenlerden-sağlam hocalardan yüz yüze talim etmeleri gerekir. İslâmî talim ve terbiyenin usûlü bu olması icap eder.

Umumi açıdan önemli bulduğumuz bu ikaz ve açıklamalardan sonra, sorunuzun cevabı için lütfen aşağıdaki linke bakınız.

http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/1150-kadinlarin-devlet-baskanligi.html

Go to top