Kültürel ve turistik amaçla kilise gezmekte mahzur var mıdır?

*******

Sadece kültürel, turistik maksatlı; gezi-gözlem, bilgi edinme, kilisenin nasıl bir mimariye sahip bulunduğunu, nasıl tanzim ve tefriş edildiğini öğrenmek için veya herhangi bir ihtiyaç ve zaruret halinden dolayı kilise vb. yerlere gitmekte-girmekte İslam dini açısından bir mahzur yoktur.

Bir Hıristiyan yahut Yahudi camiye ziyaret maksadıyla girdiğinde nasıl ki Müslüman olmazsa, bir Müslüman da aynı maksatla kiliseye-havraya girdiğinde Hıristiyan ya da Yahudi olmaz.

Ancak dikkat etmek lâzım! Yılbaşında bazı gafillerin yaptıkları gibi kilisede âyine katılıp oranın cemaati ile mum yakma, papazlara dualarında eşlik etme gibi yanlışlara, tehlikeli durumlara düşmemelidir şuurlu bir Müslüman. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyururlar ki; “Kim bir kavme/topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardan olur.” [Ebu Davud, Sünen, Libas, Hadis no: 3512] Bu vartayı hatırdan çıkartmamak gerek.

Velhasıl; bu gibi durumlar dinen yasaklanmamakla birlikte, sıkıntılı ve aslında bir o kadar da hoş olmayan hareketlerdir. Tabii ki araştırmak-incelemek-öğrenmek İslâm dininin kesinlikle yasaklamadığı hatta teşvik ettiği bir husustur. Lakin akl-ı selim sahibi bir Müslüman da, kafa ve gönül karışıklığına yol açabilecek bu ve benzeri durumlardan, elinden geldiğince uzak durmalıdır. 

Bununla birlikte şayet icap eder de oralara gider girerseniz, kalbinizde bâtılın toz ve kokusunun izleri oluşmasın için, “Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdü yuhyî ve lümîtu ve hayyün lâ yemûtu bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîrKelime-i Temcîd’ini okumayı ihmâl etmeyiniz. En azından Kelime-i Tevhid’i okuyunuz, onunla imanınızı tazeleyiniz.

Şöyle bir şey hatırlıyorum: Merhum Kemâl Bey Ağabeyimiz gençliğinde, iş yaptığı bir gayrimüslimin cenazesi dolayısiyle sözü edilen mekâna getme zarureti hasıl olmuş. Kendi ifadeleri (mealen): ‘Orada öyle bir süfliyat hâkimdi ki, âdeta bunaltıyordu. İnsan bin an evvel çıkıp kurtulmak arzu ediyor. Devamlı Kelime-i Temcid’i okumaya gayret ettim, onunla ferahladım’.

Tabii bu hadiseden farklı dersler de çıkartabiliriz. Mesela;

- Gayrimüslim arkadaşalarımızın olabileceği…

- Onların kendi mekânlarında ziyaret edilebileceği…

- Kendi inanç-amel ve an’ânemizden taviz vermeden münasebetlerin sürdürülebileceği ve saire…

Nitekim gene bir sohbetlerinde mevzu vesilesiyle, “Benim gayrimüslim pek çok arkadaşlarım vardır” buyurmuşlardı. Siyasi hayatlarındaki canlı örnekleri ise o günleri yaşayanların pek çoğunun malumu…

Zaten Üstazımız Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri de, “Zamanın icabına göre düşmanla ülfet caizdir” buyurmuşlardır. [Ali Erol, Hatıratım, s. 91]

Ülfet: Dostluk, arkadaşlık, uyuşma, iyi geçinme, muhabbet, görüşüp konuşma manalarınadır. Ülfet bir nevi ‘uzlet’in zıddıdır.

Anonim bir şiirde deniyor ki:

Ülfet etsem ağyâr ile, yâre ne?

Şu demek: "Dost ve ahbab çevremin dışında başkalarıyla münasebetler kurup arkadaş olsam, onlarla da görüşüp muhabbet etsem, iyi geçinsem; bundan yâre ne; yani bunun dostlarıma-sevdiklerime, yakın çevreme ne zararı ola ki!"

Bir başka şairimiz de şöyle demiş:

Ülfet belâlı şey, uzlet ise sıkıntılı”.

Bunun anlamı: "Topluma karışmak, insanlarla ülfet-ünsiyet kurup sohbet etmek, halleriyle halleşmek, dertleriyle dertleşmek kolay değil, bilakis baş ağrıtıcı zor bir durum! Toplumdan uzaklaşıp münzevî bir hayat yaşamak da öyle pek rahat değil, o da sıkıntılı bir hâl!"

Şiirde olduğu gibi biz, sevdiklerimizin-dostlarımızın ne deyip demeyeceklerine fazlaca aldırmadan, zamanın iktizasına / gereğine göre ağyâr ile yani yabancılarla da ülfet / ünsiyet / ilişkiler kurmasını bilmeliyiz. Tabii ki icabında bunun sebebini de açıklamak, bu dostluğa açıklık getirmek kaydıyla…

Ayrıca bizler, zor ve belalı, çileli olanı seçmeliyiz tasavvuf ehli olarak… Zaten Nakşî yolunda tercih edilen de uzlet-inzivâ değil, sohbettir; insanların sıkıntılarına katlanıp, cemiyetle ülfet ve ünsiyettir malumunuz…

Go to top