Halis ECE Hoca Efendi, 24 Kasım 2018 tarihinde vefât etmiştir. Karacaahmet Mezarlığı, 5.Ada kısmına defnedilmiştir. Cenâb-ı Hakk mekânını cennet eylesin. Geride kalanlarına da, sabr-ı cemîl ihsân eylesin.

Not: Siteye soru gönderme işlemi kaldırılmıştır. Arşiv niteliğindeki yazılarından ve soru-cevaplarından istifâde edilmesi temennîsiyle...

Yedi yaşına kadar çocukta gerçeklik (şe’niyet-realite) duygusu gelişmemiştir. Anne çocuğa, ‘Bu senin değil, alma!’ dediğinde, çocuk anlamaz; boş boş bakar. Çünkü mülkiyet duygusu inkişâf etmemiş, gelişmemiştir. Her şeyin kendisine ait olacağını düşünür, doğuştan ben merkezcidir. Bu sebeple, başkalarına ait olan pek çok şeyi sahiplenme duygusu, hemen her çocuğun geçtiği bir merhaledir / süreçtir. Kalem, silgi, para gibi şeyleri, daha çok sahip olma duygusu ile toplar.

Bu noktada anne ve babaya çok mühim bir vazife düşmektedir. Yalanın, hırsızlığın yanlış olduğu çocuğa mutlaka öğretilmelidir. Vazoyu kıran çocuk, elinde vazo parçaları olduğu halde, ‘ben kırmadım’ diyebilir. Annenin ifrat derecedeki aksülameli (aşırı reaksiyonu) veya alâkasızlığı, çocuğun bu husustaki değerlerini şekillendirecektir.

Çocuk, takdir edilmek için, ilgi ve şefkat beklentisi için yalan söyleyebilir.

 

Çocut, cezâdan kurtulmak veya suçu saklamak için, tenkitten-azarlanmaktan kaçmak için, olduğu gibi değil de büyüklerin istediği gibi görünmek için yalan söyleyebilir.

Bazı çocuklarda çocuksu düşmanlık ve kıskançlık duygusu da yalan söyletebilir. Çünkü;

Anne-babanın yanlış tavırlarına karşı çocuğun tek silahı, umumiyetle yalan söylemek olmakta; dolayısıyla çocukta yalan, davranış kalıbı /  huy hâline gelmektedir.

Meşhur hikayedir, bilirsiniz; bir gün, büyük bir suç işleyen bir gencin idamına karar verilir. İdam sehpasında gence, son isteği sorulur. O da annesinin dilini öpmek istediğini söyler. Anne çağırılır. Genç, annesinin dilini öperken ısırır. Sonra da şöyle der:

Bana küçükken yalan söylemeyi öğrettin; neticede ben de böyle oldum.’”

Çocuğun, işine geldiğinde yalan söyleyebileceği düşüncesini öğreten ve gösteren anne-baba; onun geleceğini, yalan söylemeye meyilli olarak şekillendirmiş olmaktadır.

O bakımdan çocuk terbiyesinde hedef; yalanı teşvik eden bir âile durumuna düşmemek, aksine doğruluk ve dürüstlüğün yerleşip yeşermesini temin etme gayretinde olan bir ebeveyn olmaktır.

Çocuk terbiyesinde sacayağı: sevgi - disiplin - ilgi

Prof. Dr. Nevzat Tarhan bir makalesinde şunları yazıyor:

Bir anne soruyor:

- Çocuğum 10 yaşında ama çok çekingen; insanların arasına girmekte zorluk çekiyor, kendini ifade edemiyor. Bunun sebebi nedir, düzelmesi için ne yapmalıyım?”

Evet soru bu. Geliniz bu sorunun cevabı çerçevesinde meseleyi ele alalım.

Çocuğun rûhî gelişiminde şahsiyetinin teşekkül ve tekâmülünde üç unsur çok mühimdir: Sevgi, disiplin ve ilgi. Bu üçlüden her birinin yanlış kullanılması, çocuğun geleceğini de yanlış şekillendirecektir.

Meselâ disiplin üzerinde biraz duralım. Öncelikle ifade edelim ki; disiplin kelimesi, sert sözler, otorite, eğitim çavuşunun emirler yağdırması ve sindirilmiş kitleleleri çağrıştırdığı için, çocuklarla bir ilgi düşünüldüğünde bile bir soğukluk ifade ediyor. Ancak burada kastedilen disiplin, sağlıklı sınırlar koymaktır, kalp kırmak değildir. Düzeltmek ve iyileştirmekle, muhâkeme etmek ve cezâlandırmak fiillerini biribiriyle karıştırmamamız gerekiyor.

Disiplin, çocuğa hayatın usûl ve kâidelerini öğretmektir, onun şahsiyetini ezmek değildir.

Disiplin, çocuğu sağlıklı ve dengeli yetişkinliğe hazırlamaktır.

Disiplin, çocuğun doğru ile yanlışı ayırma, kendini kontrol edebilme, insanî münâsebetlerinde sınır koyabilme, iyi ve yardımsever olabilme gibi temel duygularını güçlendirmektir. Ebeveyn penceresinden bakmak gerekirse; çocuklara uygulanan disiplin, başını duvarlara vuran ana-baba olmamaktır. Binâenaleyh;

- Eğer çok katı olursanız, çocuğunuzun kalbini kırarsınız; saldırgan veya çekingen bir şahsiyet ortaya çıkar.

- Eğer fazlaca şefkatli olursanız, çocuğunuz ana kuzusu olur.

- Eğer çocuğu kontrolsüz bırakırsanız, size ve topluma yabancılaşır.

Çocukta davranış problemleri oluşmaması için, doğru şahsiyet ölçülerinin öncelikle anne-baba tarafından bilinmesi gerekir. Elinde model olmayan büyükler, küçüklere iyi örnek olamazlar. Müslüman bir anne-babanın ise, başta Sevgili Peygamberimiz ve onun ashâbı olmak üzere önünde sayısız güzel örnekler vardır. Yeter ki bunları kullanmasını bilebilsin.

Sözün kısası, işin doğrusu;

Her şeyde olduğu gibi, çocuk terbiyesinde de dâima vasat olanı yani mâtedil / orta yolu tâkip etmektir. İfrat (katı, titiz, kâideci-kuralcı, suçlayıcı, muhâkemeci-yargılayıcı olmak) da, tefrit (göz yumucu, aşırı musâmahakâr, her istediğini yapıcı olmak) de yanlıştır. Doğru olan; sertlik ve yumuşaklık arasında dengeyi muhâfaza edip orta yolda yürümektir.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) çocuklara olan sevgi ve şefkati

Bir gün Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz, Temîm kabîlesi reislerinden Akra’nın yanında torunu Hasan’ı (r.a.) öpmüştü. Akra, Sevgili Peygamberimiz’in bu davranışını yadırgayarak; 

- Benim on çocuğum var, bugüne kadar onlardan hiç birini öpmedim, dedi.

Raûf ve rahîm olan Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) ona baktı ve sonra da:

- “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz”, buyurdu.

Bir başka gün de Resûlüllah Efendimiz’in yanına çölde yaşayan bir bedevî geldi ve:

- “Yâ Rasûlellah, siz çocuklarınızı öpüp seviyormuşsunuz. Halbuki bizler, onları hiç sevmez, öpüp okşamayız”, dedi.

Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.),

- “Allah, sizin kalbinizden şefkat ve merhamet duygusunu çekip almışsa ben size ne yapabilirim ki!..” cevabını verdiler.

Yine bir gün Peygamber-i zîşân Efendimiz (s.a.v.), torunu Hz. Hasan’ı (r.a.) mübârek omuzlarına almış taşıyorlardı. Ashaptan bir zât, bu manzarayı görünce;

- “Ey çocuk! Sen ne güzel bir binite binmişsin”, demekten kendini alamadı. Fahr-i Âlem Efendimiz bu sözü şöyle tamamladı:

- “O çocuk da ne güzel binicidir ama...”

İslâm tarihinde, bu mevzûda daha nice örnekler vardır. Gerek Peygamberimiz’in (s.a.v.) ve gerekse onun güzîde ashâbının hayatları bu gibi güzel misâllerle-örneklerle doludur.

Bizim için hayatımızın her safhasında en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz’in çocuklara karşı tavrı buydu. Ashâb-ı kirâmın bu hususta ortaya koydukları tablolar bundan farklı değildi. Öyleyse gelin; biz de bu örneğe uymaya, çocuklarımıza da model olarak onları göstermeye gayret edelim. Rûhen ve bedenen kâmil mânâda yetişmeleri için gereken sevgi, ilgi, bilgi, görgü ve terbiyeyi usûlüne uygun tarzda vermeye çalışalım. Zira onların ilk muallimleri, hiç şüphesiz ki, biz ebeveynleriz.

Çocuklar, dünya hayatının süsüdür. [Kehf sûresi, 46] Cennetliklerin etrafında daima taze kalan çocuklar dolaşır ki, sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. [İnsan sûresi, 19]

Yılbaşı Hakkında

yilbasi

Go to top